Teleolojik Delilin Epistemik Değeri

Açıklama

Deneyim bilgisinden hareketle Tanrı hakkında fikir sahibi olabilmenin imkân ve sınırlarını teleolojik delil ekseninde sorguladığımız bu çalışmada, bilimsel ve felsefi paradigmaların tarihsel süreç içerisindeki değişiminin, teleolojik delilin formüle edilme biçimini etkilediği gibi onun epistemik değerine ilişkin bakış açısını da şekillendirdiğini görünür kılmaya çalıştık. Bu doğrultuda öncelikle teleolojik delil gibi etkiden nedene doğru ilerleyen teistik kanıtlamaların epistemik değerine ilişkin Aristotelesçi felsefe geleneği içerisindeki tartışmaları ele aldık. Aristoteles'in ereksel doğa tasavvurunun delile meşruiyet sağlarken İkincil Analitikler'deki ispat teorisinin bu tür çıkarımları sınırladığını göstermeye çalıştık. Fârâbî ve İbn Sînâ'nın delili epistemik değeri bakımından ikincil plana iten tutumlarını inceledikten sonra İbn Rüşd ve Thomas Aquinas'ın onu müstakil bir kanıtlama olarak savunan yaklaşımlarını ele aldık. Ardından ereksel doğa tasavvurunun yerini zorunlu yasa ve mekanik evren görüşüne bırakmaya başladığı erken modern dönemde, David Hume ve Immanuel Kant'ın teleolojik delile yönelik itirazlarını değerlendirdik. Hume'un nedensellik eleştirisinin yalnızca delili değil, kendisinin de benimsediği deneyci bilimsel yöntem anlayışını sarsarak tutarsızlığa yol açtığını, Kant'ın fiziko-teolojik kanıta yönelik eleştirisinin ise deneyim temelli çıkarımın sıhhatini değil ulaşılan ilkenin mahiyetini hedef aldığını ileri sürdük. Son olarak teleolojik delile ilişkin tartışma zemininin modern ve çağdaş dönemlerde ne yönde ve nasıl değiştiğini inceledik. Bu doğrultuda evrim, akıllı tasarım ve ince-ayar tartışmalarını, gözlemlenen düzenlilik olgusundan Tanrı'nın varlığına ulaşmanın imkânı meselesinin çağdaş tezahürleri olarak ele aldık. Rakip hipotezlerin karşılaştırıldığı bu tartışmalarda William A. Dembski ve Michael J. Behe'nin bir failin varlığını çıkarsamakla yetindiğini, Richard Swinburne ve Robin Collins'in ise düzenlilik olgusunu teizmin Tanrı'sı ile ilişkilendirdiğini vurguladık. Böylece paradigma değiştikçe delilin formüle ediliş biçimi ve ona tanınan epistemik değer farklılaşsa da deneyimden hareketle deneyimi aşan bir ilkeye ulaşma çabasının doğurduğu gerilimin her dönemde varlığını koruduğu sonucuna ulaştık.
%25
330,00TL
247,50TL
Kazancınız : 82,50TL

Kitap Ayrıntıları

Stok Kodu
:
9786258596762
Boyut
:
135-210-0
Sayfa Sayısı
:
247
Baskı
:
1
Basım Tarihi
:
2026-11
Kapak Türü
:
Karton
Kağıt Türü
:
Kitap Kağıdı
Dili
:
Türkçe
9786258596762
3857291
Teleolojik Delilin Epistemik Değeri
Teleolojik Delilin Epistemik Değeri
247.5
Deneyim bilgisinden hareketle Tanrı hakkında fikir sahibi olabilmenin imkân ve sınırlarını teleolojik delil ekseninde sorguladığımız bu çalışmada, bilimsel ve felsefi paradigmaların tarihsel süreç içerisindeki değişiminin, teleolojik delilin formüle edilme biçimini etkilediği gibi onun epistemik değerine ilişkin bakış açısını da şekillendirdiğini görünür kılmaya çalıştık. Bu doğrultuda öncelikle teleolojik delil gibi etkiden nedene doğru ilerleyen teistik kanıtlamaların epistemik değerine ilişkin Aristotelesçi felsefe geleneği içerisindeki tartışmaları ele aldık. Aristoteles'in ereksel doğa tasavvurunun delile meşruiyet sağlarken İkincil Analitikler'deki ispat teorisinin bu tür çıkarımları sınırladığını göstermeye çalıştık. Fârâbî ve İbn Sînâ'nın delili epistemik değeri bakımından ikincil plana iten tutumlarını inceledikten sonra İbn Rüşd ve Thomas Aquinas'ın onu müstakil bir kanıtlama olarak savunan yaklaşımlarını ele aldık. Ardından ereksel doğa tasavvurunun yerini zorunlu yasa ve mekanik evren görüşüne bırakmaya başladığı erken modern dönemde, David Hume ve Immanuel Kant'ın teleolojik delile yönelik itirazlarını değerlendirdik. Hume'un nedensellik eleştirisinin yalnızca delili değil, kendisinin de benimsediği deneyci bilimsel yöntem anlayışını sarsarak tutarsızlığa yol açtığını, Kant'ın fiziko-teolojik kanıta yönelik eleştirisinin ise deneyim temelli çıkarımın sıhhatini değil ulaşılan ilkenin mahiyetini hedef aldığını ileri sürdük. Son olarak teleolojik delile ilişkin tartışma zemininin modern ve çağdaş dönemlerde ne yönde ve nasıl değiştiğini inceledik. Bu doğrultuda evrim, akıllı tasarım ve ince-ayar tartışmalarını, gözlemlenen düzenlilik olgusundan Tanrı'nın varlığına ulaşmanın imkânı meselesinin çağdaş tezahürleri olarak ele aldık. Rakip hipotezlerin karşılaştırıldığı bu tartışmalarda William A. Dembski ve Michael J. Behe'nin bir failin varlığını çıkarsamakla yetindiğini, Richard Swinburne ve Robin Collins'in ise düzenlilik olgusunu teizmin Tanrı'sı ile ilişkilendirdiğini vurguladık. Böylece paradigma değiştikçe delilin formüle ediliş biçimi ve ona tanınan epistemik değer farklılaşsa da deneyimden hareketle deneyimi aşan bir ilkeye ulaşma çabasının doğurduğu gerilimin her dönemde varlığını koruduğu sonucuna ulaştık.
Kapat