Bu işlem için üye girişi yapmanız gerekiyor

Üzgünüm Viyana'da Doğdum!

Açıklama

İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerine gelindiğinde, Viyana semaları Amerikan ve İngiliz uçaklarının sayısız bombasıyla sarsılmış, mimarinin şaheseri Stephansdom Katedrali bile bu yıkımdan nasibini almıştı. Ne var ki Avusturya halkı bu hakiki yıkımı değil, görünmez bir tehdidi konuşuyordu. Basın ve medyanın manipülatif tesiri altında, "Türkler Viyana'yı iki kez kuşattı ama alamadı, şimdi üçüncü kez kuşattılar." diye hayıflananlar bile vardı. Demokrasiye geçiş sancılarının yaşandığı, Ali Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın feci idamlarının ardından, Avrupa'ya yönelen ilk Türk gurbetçilerden Mustafa ve Ayşe'nin oğlu Efe, Viyana'da dünyaya geldi. Annesi ona: "Sen Viyana'nın hediyesisin." derdi. Fakat kaderin acı bir cilvesi; bu şehrin sokaklarında, taksicilik mesleğiyle yetmiş yedi bin müşteriye hizmet verdikten sonra, Avusturya adaleti onu mesnetsiz bir kararla üç yıl hapis cezasına mahkûm etti. Efe, işte bu demir parmaklıklar ardında, hayatının kırılma noktasını anlatan bu eserini kaleme aldı. Avusturya halkı, Türklere karşı neden peşin hükümlü bir yargıyla bakıyordu? Yoksa derin bir lobinin görünmez gücü, bu toplumsal algıyı kasıtlı olarak mı yönlendiriyordu? Avusturya adaletinin verdiği üç yıllık sarsıcı ceza, şartlı tahliyeyle iki yıla düşürülmüş, bu süre içinde birçok gizli gerçeğin ve küresel oyunun gün yüzüne çıkmasına vesile olmuştu. Artık Efe'nin kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Türkiye hariç.
%35
500,00TL
325,00TL
Kazancınız : 175,00TL

Kitap Ayrıntıları

Stok Kodu
:
9786259066028
Boyut
:
135-210-
Sayfa Sayısı
:
208
Baskı
:
1
Basım Tarihi
:
2026-07-31
Kapak Türü
:
Karton
Kağıt Türü
:
Kitap Kağıdı
Dili
:
Türkçe
9786259066028
3633122
Üzgünüm Viyana'da Doğdum!
Üzgünüm Viyana'da Doğdum!
325
İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerine gelindiğinde, Viyana semaları Amerikan ve İngiliz uçaklarının sayısız bombasıyla sarsılmış, mimarinin şaheseri Stephansdom Katedrali bile bu yıkımdan nasibini almıştı. Ne var ki Avusturya halkı bu hakiki yıkımı değil, görünmez bir tehdidi konuşuyordu. Basın ve medyanın manipülatif tesiri altında, "Türkler Viyana'yı iki kez kuşattı ama alamadı, şimdi üçüncü kez kuşattılar." diye hayıflananlar bile vardı. Demokrasiye geçiş sancılarının yaşandığı, Ali Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın feci idamlarının ardından, Avrupa'ya yönelen ilk Türk gurbetçilerden Mustafa ve Ayşe'nin oğlu Efe, Viyana'da dünyaya geldi. Annesi ona: "Sen Viyana'nın hediyesisin." derdi. Fakat kaderin acı bir cilvesi; bu şehrin sokaklarında, taksicilik mesleğiyle yetmiş yedi bin müşteriye hizmet verdikten sonra, Avusturya adaleti onu mesnetsiz bir kararla üç yıl hapis cezasına mahkûm etti. Efe, işte bu demir parmaklıklar ardında, hayatının kırılma noktasını anlatan bu eserini kaleme aldı. Avusturya halkı, Türklere karşı neden peşin hükümlü bir yargıyla bakıyordu? Yoksa derin bir lobinin görünmez gücü, bu toplumsal algıyı kasıtlı olarak mı yönlendiriyordu? Avusturya adaletinin verdiği üç yıllık sarsıcı ceza, şartlı tahliyeyle iki yıla düşürülmüş, bu süre içinde birçok gizli gerçeğin ve küresel oyunun gün yüzüne çıkmasına vesile olmuştu. Artık Efe'nin kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Türkiye hariç.
Kapat